Kapsamlı bir inceleme: Batman: The Enemy Within

İster kötü adam olsun ister de kanunsuz bir kahraman; “Öldüren Şaka” asıl şimdi doğuyor…

Diziler, filmler, oyunlar… Telltale Games’in el atmadığı yer kalmadı mı? Firma, kimi zaman çok kaliteli kimi zamansa “idare eder” kıvamda yapımları ile türe belli bir standart getirdi bile. Özellikle de The Walking Dead’in başarısı sorgulanamaz ve final sezonu için de sabırsızlanıyoruz. Geçtiğimiz aylarda final yapan Guardians of The Galaxy  ise pek muhteşem sayılmazdı hani. Telltale’in Batman’i de saydığım bu iki yapım arasında. İlk sezon fena değil ama ikinci sezonu, özellikle son bölümü ile belki de en iyi Telltale sezon finallerinden birisine sahne oldu. 

İlk sezonu oynamadan gelmeyin

Sırası ile The Enigma, The Pact, Fractured Mask, What Ails You ve Same Stitch bölümleri ile Batman’in ikinci sezonu olan The Enemy Within nihayet tamamlandı. Bu sezon yeni bir hikayeyi konu alsa da ilk sezonu oynamadan ikinci sezona başlamak absürt olur. Çünkü ilk sezonda yaptığınız seçimler ve bu seçimlerin getirdiği karakterlerin kişiliklerini oluşturuyor. Mesela internette The Walking Dead dizisindeki Carl gibi göz bantlı bir Alfred görüyorum ki bende böyle bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla önce ne yapıyoruz? İlk sezonu oynuyoruz. Bu arada, The Enemy Within gördüğüm en detaylı Telltale yapımı oldu. Neden mi? Yapacağınız seçimler hikayeyi oldukça etkiliyor. Şöyle ki, oyunu dört-beş farklı senaryo ile bitirebilmek mümkün. Elbette hepsi aynı sonra çıkıyor ama nasıl çıktığı ve Batman/Bruce Wayne’in çevresindekilerle olan ilişkisi ona göre değiştiriyor. 

Örneğin Gordon ile oyunu kanka olarak da bitirebilirsiniz, iki düşman gibi de. En önemlisi ise bu sezonda kendi öldüren şakamızı, kendi Joker’imizi yaratıyoruz arkadaşlar. İkinci sezonun girişini  hemen tahmin edebileceğiniz üzere Riddler’ın Gotham’a geri dönmesi ile yapıyoruz. Telltale’ın Batman’inin kendine özgü hikayesini takip ettiğini ilk sezonun incelemesinde yazmıştım. Telltale’daki hikayeye göre Riddler eskiden çetin ceviz bir suçluymuş. O zamanlar Batman de yok, zekası baş edebilmek imkansıza yakınmış. Hatta Riddler kardeşimiz Gotham’ın ilk kostümlü kötü adamı olma unvanına sahip.

Neyse, bir müddet terör estiren Riddler bir süre sonra sırra kadem basar. Bizler oyuna ilk giriş yaptığımızda ilk sezondan aşağı yukarı bir sene sonrasındayızdır. Batman kötü adamların korkulu rüyası olmaya devam etmekte ve Bruce Wayne de ilk oyunda zedelenen itibarını yeniden yükseltmektedir. Bir şekilde işler yolundadır. Ta ki Riddler şehre ayak basana ve peşinden Agency’yi getirene dek.

Nedir bu Agency?

Agency’yi size iki kelime ile özetleyeyim: Amanda Waller. Hani Suicide Squad filmindeki iyi ama kötü kalpli siyahi teyze. İlerlemiş yaşına rağmen Riddler bir hayli formundadır ve Batman onunla baş etmekte güçlük çeker. Tüm bunlar yetmezmiş gibi sonradan öğreniriz ki Riddler kendine Gotham’da bir ekip kurmuştur. Kimler mi var bu ekipte? Harley Quinn, Bane, Mr. Freeze ve ilk sezondaki sevgili dostumuz John Doe. Ve tüm bunların peşinde kızmış bir Amanda Waller. Durun, daha bitmedi. Riddler’ın kendisi ve ekibindekiler gibi korkunçlu birisi olmasa da aslında Batman’in en büyük tehdidi Amanda Waller’dır. Neden mi? Çünkü Sayın Waller, Batman maskesinin altındaki kişinin Batman olduğunu bilmektedir. Ve tıpkı Suicide Squad filminde yaptığı gibi Bruce’u sırrını açığa çıkartmamak için kendisi için çalışmaya zorlar. Daha bunlar ne ki? Bu yazdıklarım sadece düşman cephesi. Dost cephesi de karışıktır. Spoiler olur diye yazamıyorum ama Alfred’in eski Alfred olmadığını bilin yeter.

İlk sezonun hikayesi için geniş ama yüzeysel diye bir ifade kullanmıştım bir önceki yazımda. İkince sezonla beraber hikaye fazla dallandırılmıyor ve tek bir olay örgüsü etrafında toplanıyor. Kötüler ekibini etkisiz hale getirmek. Ve buna da genel olarak Bruce Wayne olarak gerçekleştiriyoruz. Yine ilk sezondaki gibi ikinci sezonda da çoğunlukla Bruce Wayne’iz. Hatta kötülerin arasına bile Bruce Wayne olarak giriyoruz. John Doe sağ olsun aracılık ederek bizi ekibe alıyor. Güya babamız gibi kötü kalpli mafya Wayne olmak (yersene) istiyormuşuz. Hikayenin bu kısmını pek beğendiğim söylenemez. Yahu sen Batman’sin Batman! Bruce Wayne’in ne işi var orada? Amanda Waller faktörünün bu sekansta rolü büyük ama Bruce olarak Bane ile didişmek, Freeze’i ikna etmeyi çalışmak tuhaf geldi bana. En başarılı sahneler ise şüphesiz Bruce/Batman’in John Doe ile geçirdiği sahneler. Şimdi, bu adamın az çok Joker’e dönüşeceğini biliyoruz. Bu kaçınılmaz bir şey. Fakat nasıl bir Joker olacak? İşte bunun anahtarı bizim elimizde! John Doe adeta Bruce Wayne’i ağabey gibi kabul etmiş ve Batman’e tapıyor. Bruce/Batman’in ağzından çıkan her kelime onun için kutsal ve ne dese yapmaya hazır. Onun bir eşya gibi sadece çıkarlarımız için kullanabilir, her türlü psikopatlığına rağmen içindeki iyiliğe dokunabilir, ilişkimize mesafe koyabilir veya tüm çizgileri silebiliriz.

Masamızdaki Düşman

Alfred’in bir sözü var: Sanki bazı düşmanlarını bizzat Batman’in kendisi yaratıyor. Aynen öyle arkadaşlar! Burada Joker’i biz yaratıyoruz. John Doe her şeyini bizden örnek alıyor ve son bölümde açığa çıkacak olan Joker, Batman2in adeta yansıması oluyor. Bu yüzden seçimlerinizi iyi yapın. Son bölüm demişken de hem belirteyim, Same Stitch (Aynı Dikiş- Göndermeyi gördünüz mü?) oynadığım en iyi sezon finali bölümlerindendi. Gerek yarattığım karakterle ilişkim gerekse Alfred ile olan final sahnesi çok iyiydi. Bruce’un kurtların arasına sürülmesi veya Batman’in Waller’ın yanında biraz acizmiş gibi gösterilmesine karşın Kara Şövalye son bölümde karizmayı toparlıyor. İlk sezon Telltale Games’e hiç yakışmayan optimizasyon sorunlarıyla PC çıkışını gerçekleştirmişti. Yamalar, güncellemeler derken durum toparlandıysa da hangi oyun olursa olsun, bölge sinekler mide bulandırıyor. Neyse ki ikinci sezon sorunsuz ve pürüzsüz çalışıyor. Grafikler hem zamanki gibi Telltale havasını estiriyor. Batman ile hızlı sahnelere atılıyor, Bruce ile diyaloglarla çözümü arıyoruz. İkinci sezonda, ilk sezona nazaran daha az dedektifçilik oynuyoruz. Dedektifçilik derken Batman’in ultra teknoloji zımbırtıları ile yaptığı übersonik araştırmalardan bahsediyorum. Zaten daha çok Bruce olarak oynadığımız için bizleri terletecek sorular ile cebelleşiyoruz. Her ne yapıyorsak yapalım; The Enemy Within oynadığım en iyi Telltale Games serisi olmasa da en iyi final bölümlerinden birisine sahip ve ilk sezondan daha iyi bir şekilde karşımıza çıkıyor.  

Kaynak: Hürriyet

Kaydol



Hesabina Giris Yap